Halk Kültüründe Zeytinyağı
Binlerce yıldır dinsel törenlerde, yakacak olarak, sağlık, temizlik ve güzellik maddeleri yapımlarında halk arasında yaygın olarak kullanılan zeytinyağı, kuşaklar boyu kullanım alanlarında fazla değişiklik olmadan üretimi yapılan bölgelerde yerel halk arasında aynı şekilde önemini ve değerini korumuştu. Bazı dönemlerde özellikle petrolün bulunmasıyla ticari değerini kaybeden yağ, büyük şehirlerde yerini başka bitkisel yağlara, kozmetiklere ve ilaç hammaddelerine bıraksa da zeytinin yetiştiği kırsal kesimde kullanımı azalmamış günümüze kadar gelmiştir. Farmakoloji ve farmakognozi alanlarında şifalı bitkilerin tedavilerde yeniden önem kazandığı günümüzde, halk tıbbına verilen önem de artmıştır.
Halk tıbbında ağrı, yanıklarda, karın bölgesi ağrılarında, eklem yerlerindeki ağrı, ezilme ve basit yaralanmalarda, egzama-mantar gibi cilt hastalıklarında, sindirim sistemindeki ülser, hazımsızlık, kabızlık gibi durumlarda, kekik, kantaron, nane, biberiye gibi bitkilerle birlikte kullanımı yaygındır.
Zeytinyağının folklorik kullanımı yörelerdeki şifalı bitkilere göre farklılık göstermektedir. Kilis’te ve Batı Anadolu’da yeni doğan çocuklar tuzlandıktan sonra gözlerine birer damla zeytinyağı damlatılırdı. İstanbul’da, sedef otunun şişede zeytinyağında bekletilmesi ile elde edilen yağ karın ağrılarında sürülerek uygulanırdı.
Bayrı’nın “İstanbul Folkloru”, kitabında İstanbul’da halk arasında yaygın kullanılan zeytinyağ içeren tedavi metodları da yazmaktadır;
Diş ağrısı: “Bir kahve kaşığı zeytinyağının içine yarım limon sıkılır, bu mahlûta batırılan pamuk dişin çürük yerine konur”.
Ergenlik; “Beyaz sakız, kırmız, kâfur, balmumu birarada kavrulur, döğülür, sonra bunlar zeytinyağı ve limon ilave edilerek ergenlikler üzerine sürülür.”
Gece yanığı; “Balmumu biraz zeytinyağının içinde ateşte eritilir, yaranın üzerine konur.” Karın ağrısında, kulak ağrısında, mayasıl tedavisinde, saçkıran tedavisinde zeytinyağının hazırlanışı yer aldığı gibi,
Uyuz; Kükürt kireçle karıştırılır, zeytinyağı ile merhem haline getirilir, cilde sürülür.” Yanık; Çuha yakılır külü zeytinyağına karıştırılarak yanan yere sürülür”
Bıçak yaraları için; kantaron çiçeği zeytinyağında bir şişede bekletilip sürülür.
Diyarbakır halk kültüründe zeytinyağı, kara merhem yapımında, yılan sokmasında, yanıklarda, saç dökülmesinde, varis hastalığında, sirozda, ishal vakalarında, kadın hastalıklarında, kulak ağrısında, burkulmalarda, kemik çatlaklarında kulanılmaktadır19.
Sarımsak ve zeytinyağı karışımı; Kulak ağrısında, sarımsak ve zeytinyağı bileşeni çeşitli şekillerde karıştırılarak kulağa uygulanır. Cilt hastalıklarında ve ağrılarda, sarımsak dövülerek bir fincan zeytinyağı ile karıştırılarak sürülür. Basurda, külde haşlanmış sarımsak zeytinyağı ile karıştırılarak tatbik edilir. Yüksek tansiyonda, sarımsak zeytinyağında ezilip içilir.
Selçuklu ve Osmanlı’da zeytin ağacı tabak, kaşık, tesbih ve süs eşyası yapımlarında, prina denilen posasından sabun, yakacak, gübre kullanımında, yağından kozmetik, sabun, ilaç, yiyecek, kandil yakıtı ve hatta savaşlarda kızdırılmış yağ olarak birçok alanda kullanılırdı.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde halkın yiyecekleri arasında, zeytin ve zeytinyağını gezdiği yörelerde “var” ya da “burada zeytin, zeytinyağı yok” diyerek sık sık bahsetmiş, Trabzon, Edremit, Halep, Bursa ve Ege zeytinyağlarını övgüyle anmıştır. Evliya Çelebi İstanbul’da yağkapanı emaneti altında olan esnaflar içinde yer alan zeytinyağı esnafı için; “Dükkan 600, neferât 1285, pirleri… bunlar da silahlı olub dükkânların tahtırevanlar üzere katremiz şişeler içre zeyt yağlarını doldurup geçerler.”.
Evliya Çelebi’nin anlatımıyla Haliç’te dalgıçlar; “ Bunlar ağızlarına zeytinyağı alıp 70 kulaç derinliğe dalıp ağzındaki zeytinyağını dışarı bırakınca göz açıp kapayıncaya kadar zeytinyağı deniz yüzüne yayılır, her bir zeytinyağı damlası birer parlayan güneş olur, zira o yağ damlalarına güneş vurunca her yağ damlası Süreyyâ yıldızları gibi denizin dibini aydınlatır. Dalgıçlar bir iğne, bir dirhem olsa bulup deniz dibine bir ökçe vurup göz açıncaya kadar dışarı çıkar”.
Fatih Döneminde, saray mutfağında, medrese, şifahane, külliye, han, aşhane, imaret, vs. gibi yemek dağıtılan sosyal mekanlarda gıda ürünleri arasında zeytin ve zeytinyağının kullanıldığını tutulan kayıtlardan anlamaktayız. Fatih Külliyesi kadrosu çok geniş tutulmakta bu sayede birçok ailenin refah ve bolluk içerisinde geçimi sağlanmaktadır. Darüşşifasındaki hastalara, camide ve medreselerdeki öğrencilere aydınlık odalar sağlamak amacıyla kandillerde yakılacak zeytinyağı verilmekte, külliye mutfaklarında ve imarette pişen yemekler için de iyi kalite zeytinyağı alınmaktaydı. Cami, Semaniye Medreseleri ve Semaniye Tetimme Medreselerinin ihtiyacı olan malzeme için ayrılan akçe bedelleri vakıf defterlerindeki kayıttan anlaşılmaktadır.
18.Yüzyılda İzmir’de görülen veba salgınında perhiz haricinde tıbbi bir müdahale yapılmadığı, hastalığın kendi seyrinde izlendiği düşüncesinin yanlış olduğu kaynaklarda verilmektedir. St. Antonio Katolik hastanesine gelen vebalı vakaların hastane rahibi tarafından zeytinyağı ile derilerine yapılan friksiyonla tedavi edildiği, hastaların 2/3 ‘nin hayatta kalmayı bu sayede başardığı rahip tarafından iddia edilmişti ve rahibin görüşü 1806’da Londra’da bir gözlemci tarafından yayınlamıştı.
Nil Sarı’nın Tıbb-ı Nebevi (Hz. Muhammed’in sahabeyle sağlıkla ilgili konuşma ve fikirlerinin toplandığı kitap) makalesinde; “Ukbe b.Amir rivâyet kılur kim Peygamber eyitdi: zeyt yağ ile deva idünün kim(ki) bevâsıra (basura) faidesi vardur.” “Zeyd b. Erkam rivayet ider kim, Peygamber zâtül-cenb (plörezi) iffetine ud-i hindi (Hind öd ağacı) ve zeyt yağı ile devâ buyurdu”.
İslam tababetinde, Kur’anı Kerim’de zeytinyağı mide, bağırsak ve safra kesesi hastalıklarında önerilmiştir. Ortaçağ yazarlarından Yusuf ibn İsmail Hoyi, zeytin meyvesinin iştah arttıran, safra kavucu olduğunu ve ham zeytinden çekilmiş turşunun yanıklara karşı kullanıldığını yazmaktadır.
Yazar: Doç.Dr. Betül Bakır
http://estudamdergi.org/index.php/etik/article/viewFile/192/218